Suriyeli sığınmacıları ülkelerine göndermek uluslararası hukuka göre mümkün mü?

  • Burak Abatay
  • BBC Türkçe

sınır

Kaynak, Getty Images

Bu haber BBC Türkçe’ede ilk olarak 5 Mayıs 2022‘de yayımlanmıştı

Sığınmacıların Türkiye’den gönderilmesiyle ilgili münakaşa, siyasetin mühim mevzu başlıklarından birisi olmayı sürdürüyor.

Karşıcılık partilerinin mevzu hakkında harekete geçilmesi yönündeki çağrılarının peşinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 Mayıs 2022’de yapmış olduğu açııklamada, 1 milyon Suriyelinin “gönüllü” olarak gönderilmeleri için yeni bir proje hazırlığı içinde olduklarını söylemiş oldu.

Türkiye, bu kapsamda İdlib’te 100 bin briket ev yapmayı planlıyor. Azez, Cerablus, El Bab ve Tel Abyad’da da benzer projelerin yapılacağı biliniyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Sığınmacı Örgütü’ne (UNHCR) gore, Türkiye dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği meydana getiren ülke.

CHP, İYİ Parti, Mutluluk Partisi ve DEVA Partisi’nin de aralarında olduğu partiler, iktidar olmaları halinde Şam yönetimi ile sıhhatli ilişkiler kurarak, sığınmacıların ülkelerine güvenli bir halde döndürülebileceği görüşünde.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “1 Eylül 2026’da tüm Suriyeli sığınmacıları memleketlerine kavuşturmuş olacağız” dedi. Plan, “Emin ve Planlı Geri Dönüşe Azca Kaldı” sloganıyla duyuruldu.

Türkiye’de “en düşük sayılara dayalı iyimser tahminle” 8 milyon sığınmacı ve kaçak göçmen bulunduğunu belirten Akşener, göçmen problemininin sorumlusunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bulunduğunu söylemiş oldu.

Zafer Partisi ise sığınmacıların geri gönderilmesi ile ilgili daha keskin bir dil kullanıyor. Partinin genel başkanı Umut Özdağ, üstünde “Zafer Gezim” yazan bir otobüs görselini toplumsal medya hesabında paylaşarak sığınmacıların geri gönderileceğini söylemiş oldu.

Özdağ, paylaşımında geri gönderimlerin hukuka uygun olarak, diplomatik anlaşmalarla ve karayolu ile yapılacağını aktardı ve seçmenlerden 2023 seçimleri için oy istedi.

‘Bir çözüm bulunsun fakat hukuk haricinde bir çözüm bulunmasın’

BBC Türkçe‘ye konuşan göç araştırmaları mevzusunda uzman Dr. Neva Övünç Öztürk’e gore sığınmacılarla ilgili tartışmada süreç son aşama politize edildi.

Dr. Öztürk, hukukçuların mevzuyla ilgili yorumlarının uyulması ihtiyaç duyulan kurallar bulunduğunu hatırlatarak “Sığınmacı hukukunun temellerini söylediğimiz için linç yiyor, hakaretlere uğruyorsam bu oldukca kaygı verici bir şey” diyor.

İnsanların da tartışmalarla ilgili kaygılarını anladıklarını belirten Dr. Öztürk şunları söylüyor:

“Bunun çözümü hukuku yok saymak değil. Her ne çözüm getirilecekse bunu hukukun çizmesi gerekir. Ikimiz de bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bir çözüm bulunsun fakat hukuk haricinde bir çözüm bulunmasın. Bulunuyorsa da hukuk devleti denmesin.”

Peki politika odağındaki bu tartışmada, gönüllü ya da zorla geri dönüş için iç ve internasyonal hukuk ne diyor?

Gönüllü geri dönüş olabilir mi?

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Dr. Neva Övünç Öztürk, gönüllü bir geri dönüşün normal olarak mümkün olabileceğini sadece 2011 yılından bu yana Türkiye’de yerleşik durumda olan Suriyelilerin kaçının ülkesine geri döneceği mevzusunda bir sayı öngörmenin zor bulunduğunu söylüyor.

İstanbul Barosu Sığınmacı ve Göçmen Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Avukat Sulh Birol ise “gönüllülük esasının” mühim bulunduğunu vurguluyor.

2011’de iç savaşın çıkmasıyla Türkiye’ye gelen Suriye vatandaşları, halihazırda geçici koruma statüsü altında bulunuyor.

Birol, insanların ülkelerinden gelmelerine sebep olan koşullar değişmediği sürece, ülkelerine dönüşlerinin dayatılmasının hukuken mümkün olamayacağını söylüyor ve şunları ekliyor:

“Burada vurgulanması ihtiyaç duyulan kısım, geri dönüşlerin hakkaten gönüllü olup olmadığı, başka bir deyişle kişilerin gönüllü geri dönüş adı altında bir mecburi dönüşe doğal olarak tutulup tutulmadığının araştırılmasıdır.”

Mülteci kampı

Kaynak, Getty Images

Dr. Öztürk de bu şartların kalıcı ve istikrarlı bir halde değişmemesi durumunda, insanları geri dönüşe teşvikin de zor olabileceği görüşünde.

Zorla geri göndermek mümkün mü?

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi’nin 1 Eylül itibariyle yayımladığı rapora gore, Türkiye’de geçici koruma statüsünde 3 milyon 654 bin 866 Suriyeli bulunuyor.

BM, son yayımladığı Suriye raporunda ülkede belirli alanlarda güvenlik durumunun değişken bulunduğunu, sosyo-ekonomik koşulların ise giderek kötüleştiğini belirtiyor.

Dr. Öztürk, Suriyeliler için zorla sınır dışı etme sonucu almak için, benzer güvenilirlikte internasyonal raporlarca Suriye’deki durumun tamamen değişip güvenli hale geldiğinin belirtilmesi icap ettiğini söylüyor.

Sadece BM raporunu hatırlatan Öztürk, bu koşullar altında Suriyelilerin zorla gönderilemeyeceğini dile getiriyor. Öztürk’ün işaret etmiş olduğu koşullar da, internasyonal sözleşmeler, AİHM içtihatları ve Türkiye’nin iç hukuku dikkate alındığında “geri gönderme yasağı” olarak niteleniyor.

GRAFIK

Kaynak, İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

Avukat Sulh Birol, “Bu yasak uyarınca asla kimse zulüm riski altında olduğu yere gönderilmeye zorlanamaz” diyor.

İki hukukçu da söz mevzusu yasağın koruduğu hakların hukukta mutlak kabul edilen haklar bulunduğunu vurguluyor.

Bu denli ciddi bir koruma elde eden haklar hakkında karar alırken ince eleyip sık dokumak gerektiği görüşünü dile getiren Dr. Öztürk, hukuksuz olacağını söylediği geri gönderme kararının verilmesi halinde dahi, kararların toplu halde değil, her şahıs için tek tek verilmek zorunda bulunduğunu söylüyor.

line

Türkiye’de yabancıların kayıt olması süreci iyi mi gerçekleşiyor?

Türkiye’ye yabancıların göçü ‘tertipli ve düzensiz göç’ olmak suretiyle ikiye ayrılıyor.

“Tertipli göç” temel olarak, Türkiye’ye gelecek kişinin pasaportuyla, kendi ülkesine uygulanan vize tarifesine uygun vize almasıyla sağlanıyor. Vize verilenler belirtilen süre kadar Türkiye’de kalabiliyor. Sadece emek verme ve oturma iznine haiz olamıyor.

Türkiye’de vize yada vize muafiyetinin tanımış olduğu süreden ya da doksan günden fazla duracak yabancıların, e-ikamet sistemi üstünden, şartlarını taşıdığını düşündüğü ikamet izni türüne müracaatta bulunmaları mecburi.

Türkiye ikamet izinlerini ise aile, talebe, uzun ve kısa dönem, insani ikamet ve insan ticareti mağduru ikameti olarak altıya ayırıyor.

İnsani ikamet ve insan ticareti mağduru ikametleri de düzensiz göçmenlerin yararlanabileceği hatta bu kategorilerin niteliği gereği çoğunlukla kağıtsız göçmenlerin yararlandığı statüler.

Bir de ikamet iznine ek olarak, yabancı şahıs hiçbir ülke ile resmi bir bağları yoksa “vatansız” izni başvurusu yapılabiliyor.

Düzensiz göç ise Türkiye’ye sınırı izinleri olmaksızın aşarak yada yasal yollarla gelip yasal çıkış süreleri içinde ülkeden ayrılmayan kişileri kapsıyor. Kağıtsızlar da bu statüyle tanımlanıyor.

Öte taraftan Türkiye’ye tertipli ya da düzensiz şekilde gelmiş yabancılar, sığınmacı, geçici sığınmacı ve ikincil koruma ile beraber, geçici koruma (yalnızca Suriye’den gelen kişiler için) başvurusu yapabiliyor.

line

Geçici koruma statüsü kaldırılırsa ne olur?

Geçici Koruma Yönetmeliği’ne gore geçici koruma statüsü, Suriye’de meydana gelen vakalar sebebiyle koruma amacıyla Suriye’den kitlesel yada bireysel olarak Türkiye sınırlarına gelen ya da sınırları geçen Suriye vatandaşları ile vatansızlar ve mültecilere tanınıyor.

İstanbul Barosu’ndan Avukat Sulh Birol, bu hususi koruma çeşidinin yönetimsel bir karar sonucunda söz mevzusu kişilere verilmesi sebebiyle gene yönetimsel bir kararla geri alınabileceğini kaydediyor.

Sadece şunu da ekliyor:

“Bu aşamada, bir tek geçici koruma rejiminin ortadan kalktığı nedeni öne sürülerek bu korumadan yararlanan her insanın mecburi bir halde geri gönderilmesi mümkün olmayacaktır.”

Mülteci kampı

Kaynak, Getty Images

Türkiye’de geçici koruma statüsü altındaki kişiler, internasyonal korumaya başvuramıyor. Geçici koruma statüsünün kaldırılmasıyla beraber, Suriye vatandaşlarının internasyonal korumaya başvurabileceklerini hatırlatan Birol, “[Kişiler] durumunun bireysel olarak değerlendirilmesini isteyebilecektir” diyor ve şu şekilde devam ediyor:

“O zaman hukuken söylenecek olan, Suriye’ye dönüşü ırkı, dini, uyruğu, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasal düşünceleri sebebiyle kendisine zulüm riski yaratacak kişiler ya da herhangi bir sebepten dolayı ölüm cezası, insanlık dışı muameleyi içeren bir ceza alma riski olan yada ayrımsız şiddete maruz kalma riski altında bulunan kişilerin ülkelerine geri gönderilmesi, Türkiye’nin taraf olduğu internasyonal sözleşmelerce ve ulusal mevzuatı uyarınca yasak olduğudur.”

Birol, bireysel başvuruların ise ülkenin durumunun göz önünde tutularak “titiz bir şekilde” değerlendirilmesi icap ettiğini de sözlerine ekliyor.

Düzensiz göçmenler için durum ne?

Internasyonal koruma başvuruları, başvuran her insanın bireysel olarak değerlendirildiği bir süreç. Sadece kişiler haklarında verilen negatif kararlara da ulusal ve internasyonal boyutta itiraz edebiliyor.

Devletlerin, sınırlarını yasal ya da yasa dışı yollarla geçen kişilerin internasyonal başvurularını işleme almak zorunda bulunduğunu anımsatan Dr. Öztürk, “Örnek olarak AB, dışsallaştırma politikasına başvuruyor. Şundan dolayı yetki alanına girsin istemiyor. Şundan dolayı girmiş olduğu vakit başvuruyu almak zorunda duracak” diyor.

sınır kapısı

Kaynak, Getty Images

Dr. Öztürk, internasyonal koruma başvurusu meydana getiren kişilerin haklarında nihai karar verilene kadar sınır dışı edilmemesi icap ettiğini dile getiriyor.

Kişilerin sadece bu itiraz süreçlerinin tamamlanmasının peşinden ülkelerine geri gönderilmelerinin mümkün olacağını belirten Birol da, şu örneği veriyor:

“Sık bahsi geçmiş olduğu suretiyle Afganistan’dan gelen ve internasyonal korumaya başvurmuş olan birinin ülkesine geri gönderilmesi, sadece Afganistan’daki güncel koşulların kendisinin ırkı, dini, uyruğu, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasal düşünceleri sebebiyle zulüm riski altında olmayacağının ya da herhangi bir sebepten dolayı ölüm cezasına, insanlık dışı muameleye ya da ayrımsız sertlik ortamına maruz kalmayacağının gösterilmesiyle mümkün olacaktır.”

Suriye’ye bayram ziyaretine giden sığınmacıların Türkiye’ye dönüşleri mümkün mü?

Dini bayram dönemlerinde Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların ülkelerine yaptıkları ziyaret sık sık kamuoyunda tartışmalara niçin oluyor.

Geçtiğimiz Ramazan Bayramı öncesinde de benzer bir münakaşa yaşandı.

İçişleri Bakanı Süleyman Asil, Suriye’ye giden sığınmacıların geri alınmayacağını söylemiş oldu.

Avukat Sulh Birol, internasyonal ilkelerin, kişilerin mültecilik ya da geçici koruma benzer biçimde tamamlayıcı koruma başvurusunda bulunmuş olduğu ve bu koruma türlerini elde etmiş olduğu hallerde korunduğu ülkeden çıkışına ya oldukca sınırı olan hallerde izin verdiğini ya da asla izin vermediğini ifade ediyor.

İdlib

Kaynak, Getty Images

Türkiye’de de durumun bu ilkeyle paralel bulunduğunu kaydeden Birol, “internasyonal koruma başvurusu meydana getiren kişilerin Türkiye’den çıkışının, koruma başvurusundan vazgeçmedikçe mümkün olmadığını” söylüyor.

Birol, bu statüye haiz kişilerin ise başka ülkelere oldukça istisnai hallerde tek seferlik gidip gelmeleri mümkün bulunduğunu hatırlatıyor.

Geçici koruma altındakiler için de aynı durumun geçerli bulunduğunu, bayramlarda da bazı istisnalar sağlandığını söyleyen Birol, “Kişilerin kısa süreliğine gidip gelme haklarını kullanmaları, ilgili bölgelerin onlar için tamamen güvenli hale geldiği yorumunu yapmak için kafi olmayacaktır” diyor:

“Kişilerin terk etmek zorunda kaldıkları bölgelere, korundukları ülkeye kısa süre içinde yine dönebilme haklarını saklı tutarak gidip gelmeleri ile gönüllü geri dönüş birbirinden oldukça değişik şeylerdir. Kişilerin bu bağlamda, gönüllü geri dönüş iradelerini göstermeden kısa süreliğine gidip dönebilecekleri güveniyle gittikleri yerden dönememeleri ulusal ve internasyonal hukuka aykırılık teşkil edecektir.”

Dr. Öztürk ise geçmiş yıllarda, sığınmacıların ülkelerine ziyaret etmesine verilen izinlerin, “gönüllü geri dönüşü teşvik amacıyla” sağlandığı görüşünde. Sadece bunun topluma iyi bir halde anlatılamadığını da sözlerine ekliyor.

Kişilerin menşe ülkesi, kişiyi kabul etmeme hakkına haiz midir?

Dr. Öztürk, “Hukukta vatandaşı kabul, teamül hukuku kuralıdır” diyor.

Sadece buna karşın devletlerin, vatandaşlarını pratikte “vatandaşlıktan çıkarma” benzer biçimde nedenlerle kabul etmeyebileceğini belirten Dr. Öztürk, burada da geri kabul anlaşmalarının oldukca mühim bulunduğunu söylüyor ve bu ikili anlaşmaların yapılması halinde menşe ülkenin zorlanabileceğini belirtiyor.

Yoruma kapalı.